Potansiyel olarak herkes iyidir. Potansiyel ise özetle sahip olabilme kapasitesidir.
Belli bir referansa göre "h" yüksekliğindeki bir rampanın tepesinde öylece duran top, bulunduğu yükseklikle doğru orantılı bir potansiyel enerjiye sahiptir, hatırlayın. Ana rahmindeki bir insan evladının potansiyel iyi oluşu da tıpkı bu duruma benzer. Toplumun ahlakı (zihniyeti) referans alındığında; o da hayat yokuşunun en tepesindedir. Çünkü henüz çürümemiş, yozlaşmamış, köhneleşmemiş, algıda seçmemiş bir zihindir onunki.
Belli bir referansa göre "h" yüksekliğindeki bir rampanın tepesinde öylece duran top; an gelir, sırf onun hakkında sahip olduğu potansiyel enerjiden çok daha başka şeyler de söyleyebilelim diye, usulca itilir. İnsan hayatı da, sırf biz o insan hakkında başka başka şeyler söyleyebilelim diye, anlık bir itmeyle başlar: "İt... İt... İt... Derin nefes al! İt..."
Ve insan da rampadan yuvarlanan top gibi hayatın yokuşunda hızlana hızlana yuvarlanmaya başlar; neyse şimdi hiç girmeyelim "ivmeye" falan.
İnsan hayatın başında, orada öylece dursa; hiç itilmemiş olsa mesela, sonsuza dek sahip olduğu potansiyel iyiliği koruyabilir mi? Gerçi bu durum anne için hiç sağlıklı olmadığından teorimizi bu yaklaşım üzerine kuramayız. Olayı soyut kavramlara yaya yaya şöyle diyelim öyleyse: "İnsan o çürümemiş, yozlaşmamış, köhneleşmemiş, algıda seçmemiş zihnini toplumun ahlakının (zihniyetinin) yokuşuna bırakıp gitmezse sahip olduğu potansiyel iyiliği sonsuza dek koruyabilir öylece."
Diğer yandan, soyutluğun tabanında yazılmış bu ifade de "Evren daima en düşük enerji seviyesinde zaman geçirmek ister." kuramıyla sağlıklı bir ilişki kuramaz. Çünkü durmak, hareket etmekten daha zor bir eylemdir. Evet zordur; çünkü sıkıcıdır, durağandır. Hareket ise meraktır, heyecandır. Evren durmak istemez; evren heyecan ister.
Atomları çevreleyen katman katman olasılık bulutları içindeki elektronları ele alalım. -Çünkü elektron bulutlarına bakarken hayal kurmak, daima zihin açar.- Eğer ki elektronların bulunabilecekleri daha düşük enerji seviyeleri varsa; bu elektronlar ışırlar saçarlar ve, illa ki, o daha düşük enerji seviyelerine atarlar kendilerini yaka paça. Işırlar diyorum; kim bilir nasıl bir heyecandır hayal etsenize! Peki, bu ışımanın nedeni ne olabilir sizce? Bence, sahip oldukları potansiyel enerji her birini sıkmış olmalı epeyce.
İyi olmak; öylece durmak, zihnen yozlaşmamaktır. Bu tamam ama yozlaşmak, kabul edelim ki eğlencelidir; tıpkı sörf yapmak gibi... Dalga eninde sonunda seni yutar ama o zamana dek o dalganın bir parçası olmuşsundur. Maksadın düşünmek değildir artık; en büyük amacın dalganın hareketini olabildiğince taklit etmektir. Ya da yozlaşmak potansiyel rampasından o derin çukurlara yuvarlanan topun kendisini yer çekim ivmesinin kollarına bırakması gibidir; yapması gereken tek şey üzerinde dönüp durduğu yolu takip etmektir.
İnsan doğar, ağlar, emer, emekler, yürür, konuşur, çizer, okur, yazar, ahkam keser, sevişir, yetişir, gittikçe daha az sevişir, daha çok çocuk yetiştirir, çocuğuna yenilir, bu haklı mağlubiyetine sevinir ve en sonunda da ölür. İşte bu rampadan yuvarlanan insan zihniyeti körelir, potansiyel iyiliğini yitirip durur: "Yalan söyler, çalar, bencilleşir, sevişir, çocuk yetiştirir..."
Peki iyi olmak durağan olmaksa; durağan olmak da sıkıcı ve evrenin hiç bir zaman yaşamak istemediği bir öyküyse... O zaman iyi olmak gerçekten ne olabilir? Eminiz; "Sıkıcı olan bir şey iyi değildir." değil mi? Evrenin bize yapmamızı emrettiği şey nedir peki? Evren hiç bizim kötülüğümüzü isteyebilir mi ki?
