16 Eylül 2010 Perşembe

Parçacık, Dalga, Hayvan ve İnsan -Bir Fabl İkilemi- 1

Modern fizik kitaplarında şöyle bir deney anlatılır. 

Uzay-zaman barları içinde; genel görelilik tellal, özel görelilik berber iken bir beta bozunması gerçekleşmiş. Bu bozunmadan yararlanarak prangalarından kurtulan elektronlar sonsuzluktan gelip sonsuzluğa yol almaya başlamışlar. 

Hava moleküllerini aşıp, dümdüz gitmişler. Ses hızını geçmişler; neredeyse ışığı yakalamışlar. Sonra karşılarına ortasında yarık bulunan bir metal bir duvar çıkıvermiş. Elektronlar gülüp geçmiş ancak bu mizah değilmiş. Çünkü yarıktan geçen elektronları çok daha büyük bir sürpriz bekliyormuş. -Üzerinde hiç yarık olmayan bir duvar- 

Elektronların hepsi duvara gömülmüşler orada kalmışlar mı kalmamışlar mı bilinmez ama arkalarında, yani o yarığı olmayan duvarın üzerinde, izler bırakmışlar yalnızca. Gülüp geçtikleri o yarığın silueti şeklinde üstelik. Profesörler gülmüş.

Zaman akıp geçmiş... Yüz binlerce mili saniye sonra, yani aşağı yukarı beş dakika sonra, bir beta bozunması daha gerçekleşmiş. Bir beta bozunmasının aynı laboratuvarda tekrarlanma olasılığı "1/49737288373822001" olmasına rağmen iş bu ya, bahsi geçen ikinci beta bozunması yine aynı laboratuvarda gerçekleşmesin mi?

Bu ikinci bozunma sonrasında yine elektronlar prangalarından kurtulmuş ve yine sonsuzluktan gelip sonsuzluğa yol almaya başlamışlar. 

Hava moleküllerini aşıp, dümdüz gitmişler. Ses hızını geçmişler; neredeyse ışığı yakalamışlar. Sonra karşılarına üzerinde, birbirine paralel konumlanmış iki yarık bulunan bir metal bir duvar çıkıvermiş. Bu kez elektronlar gülüp geçmemiş; işlerini gayet ciddiye alıp metal üzerindeki yarıklardan öyle geçmişler. Fakat bu ciddiyet hali de karşılaşacakları hazin sonu değiştirmeye yetmemiş. Tabi bu hazin son her bir elektron için üzerinde hiç yarık olmayan bir duvara çarpmak iken; profesörleri bu kez kesinlikle farklı bir son beklemekteymiş. 

Elektronların duvar üzerinde bıraktığı izler bu kez iki yarığın iz düşümü değilmiş; elektronlar bu defa belli bölgelerde oldukça yoğun ve belli bölgelerde ise çok daha az yoğun izler yüzünden kesikli kesikli çizgilerle bezeli gibi görünen bir duvar bırakmışlar arkalarında. Profesörlerin gülecek halleri yokmuş.

Dorothy, Batının Kötü Kalpli Cadısı'nı nasıl erittiyse elektronlar da profesörlerin zihinlerindeki beklentili ve biraz da saplantılı fikirleri o biçim eritmiş. Ancak profesörler için yeni fikirler üretmek o kadar da zor değildi. Tamam, belki Batının Kötü Kalpli Cadısı'nın küresi onlarda yoktu; ama onların da reseptörleri vardı. 

Ve profesörler hangi elektronun hangi yarıktan geçtiğini saptayabilmek amacıyla, elektronlar için devasa olan, reseptörlerini birbirine paralel uzanan iki yarığa dikmişler. Ardından profesörler bir beta bozunmasının aynı laboratuvarda üst üste üç kez tekrarlanma olasılığının "1/ 732887349767288373899101" olmasına aldırış bile etmeden bir beta bozunması daha gerçekleştirmişler. 

Zamanın döngüsel ilerlediği düşünülürse yine elektronlar prangalarından kurtulup birbirine paralel konumlanmış iki yarıklı metalden geçmeye başlamışlar; bu kez ise ne bir 'gülüp geçme' ne de bir 'ciddiyet hali' hakimmiş elektronların spinlerine. İçlerinde garip bir his varmış... İzlendiklerine dair bir his... 

(Devam edecek...)

12 Eylül 2010 Pazar

Bu Dalganın Boyu Beni Aşar - II

Bir önceki yazıda aşk-dalga-ışık üçgeni üzerinde durulmuştu ki bu yazıda aşk ve ilişki arasındaki bağlantıdan yararlanılarak aşk-dalga-ışık-ilişki dörtgeni oluşturulmaya çalışılacaktır.

Frekans değerleri yüksek olan sevgililer haftanın en az üç gününde sevişme güdüsünü için için yaşayıp bir altta bir üstte salınıp dururken; frekans değerleri düşük olan sevgililer ise ayda bir iki kez sevişerek 'sevgili' kavramını yaşadıklarını kendilerine hatırlatırlar.

Enteresandır ki frekansı düşük olarak tanımlamaya çalıştığım sevgililer, birlikteliklerini daha uzun süre (en azından facebook ilişki durumu olarak) devam ettirdikleri saptanmıştır. Bu arada 'evlilik' kurumu facebook kurumunun daha az elektronik versiyonudur ki etrafta gözlemlenen evliliklerin frekans değerleri düşük imzalı ilişkiler dallanması olarak kabul edilmesi bu yüzden reddedilemez bir gerçektir (Bkz. annenize, babanıza) .

Diğer yandan bu önerme bizleri kısa bir süre içerisinde kendilerini tekrarlamaktan çekinmeyip sevişip duran, hatta durmadan sevişen çiftlerin yaşadıkları aşkı çabuk tüketmelerine götürebilir; çünkü belirtildiği gibi yüksek frekans değerlerinde salınan dalgaların, dalga boyları kısalır. Öyleyse bu fiziksel gerçeklikten yola çıkarak, kendilerini sadece 'çılgınlar gibi sevişen aşıklar' tanımlayan ilişki müessesi üyelerinin bu müesseseye bağlılıkları zaman ekseninde sınırlı kalacağı kabul edilmelidir, ifadeyi yumuşatmak gerekirse, kabul edilebilir. Yok olmadı öyleyse bu dalganın boyu beni çoktan aşmış demektir.