18 Ekim 2009 Pazar

Nietzsche Ağladığında Ağladım...

" Belki benim öğrencilerim henüz dünyaya gelmediler. Benim günlerim yarından sonraki günler. Bazı filozoflar ölümlerinden sonra doğarlar! " (Nietzsche Ağladığında, Sayfa: 302) Ne kadar da umutsuz ve aynı zaman da ne kadar umut dolu bir deyiş.

İnsan olmanın sınırlarını aşmak demek kendi yalnızlığımızı keşfetmekten mi geçiyor acaba? Ya da " Her insan yalnızdır! " gerçeğini diğer insanlarla paylaşarak yalnız olmadığımızı hissetmekten mi? Sanırım algıladığımız dünya yalnızca paradokslardan ibaret.

İnsanlığın çizdiği sınırlarda dolaştığımızda etrafımızı sarmalayan paradoksların her birinden yalnızca bir kutup seçiyor ve hayatlarımızı seçtiğimiz o kutuplara göre tasarlıyoruz. Bazılarımız başarılarla bezenmiş bir hayat düşlerken; bazılarımız ise hayatın zaten bir kaybediş olduğunu söyler. Bazı insanlar huzurlu bir yaşam arzularken; bazıları ise tutkularla bezenmiş bir hayatın peşine düşer. Bazıları sorumluluk almayı tercih eder; bazıları ise sorumluluklardan kaçmayı. Kimileri kovalanmayı, kimileriyse kovalamayı benimser. Kimileri attığı adımları dikkatlice izlerken; kimileri ise yürürken gökyüzüne bakarak uçtuğunu hayal eder. Çünkü insanlık bunu gerektirir; ikisinden birini tercih etmeyi...

Peki "insan olmak" yaratabileceğimiz en yüce kavram mıdır? Durmadan şikayet ettiğimiz dünyamız, zaten "insanlarla" tıka basa dolu değil mi? İyi bir eş ya da kötü bir eş... İyi bir ebeveyn ya da kötü bir ebeveyn... İyi bir patron ya da kötü bir patron... İyi bir öğretmen ya da kötü bir öğretmen...

"21. yüzyıldaki insanlığın ayıbı..." diye haber spikerlerin hiç vazgeçemediği bir tamlama vardır ya hani; işte bu yakıştırmayı her duyduğumda kendimi gülmekten alıkoyamıyorum. Çünkü "insan" dediğimiz kavram yaptığı ayıplarla oluşturulmuştur. Cennetteki kusursuz iki varlık işledikleri günah öncesinde sadece topraktan yoğrulmuş iki varlıktı. Ta ki yasak olan meyveyi yiyene dek... İşte o zaman insan oldular ve dünyaya sürüldüler.

"İnsanız; hepimiz hata yaparız!" sözünü bizi telkin etmeye çalışan dostlarımızdan, akrabalarımızdan, sevgilimizden, arkadaşlarımızdan mutlaka duymuşuzdur. Ya da telkin etmeye çalıştığımız bir dostumuza, bir akrabamıza, sevgilimize, bir arkadaşımıza "İnsanız; hepimiz hata yaparız! " demişizdir mutlaka. Ne kadar dürüstçe bir tespit olduğunu hiç düşünmüş müydünüz peki? İnsan olmak demek hata yapmak demektir. Zaman yokken de, 0 yılında da, 21. yüzyılda da, bilmem kaçıncı milyar yılında da... "İnsan" kavramına çıngırağını bırakmak istemeyen bir çocuk gibi yapıştığımız müddetçe; ayıpladığımız, yerdiğimiz, nefretle baktığımız, midemizi bulandıran tüm o olayları gerçekleştirmeye devam edeceğiz.

Öyleyse ne yapmalıyız? Sanırım "insanın" sınırlarını aşmalıyız. Hayatın paradokslarından birer kutup seçmek yerine, paradoksları olduğu gibi kabullenmeliyiz. Tıpkı bir ışık demeti gibi... Işık, birbirine dik olacak şekilde ilerleyen manyetik alan dalgalarından ve elektrik alan dalgalarından oluşur. Elektrik alan, manyetik alanı; manyetik alan elektrik alanı doğurur. İşte ışığın bu özelliği onu elektromanyetik bir dalga yapar. Birbirinden farklı eksenlerde ilerleyen iki farklı dalga... İki farklı kutup... Işık bu iki kutbu bünyesinde yaşatır, elektrik alan ve manyetik alan paradoksunu özümser. Işık ne sadece manyetik alanı ne de sadece elektrik alanı tercih eder. Işık ikisini de kabullenir ve sonsuzluktan gelip sonsuzluğa gider.

İnsan olmanın sınırlarını aşmalı, paradoksları olduğu gibi kabullenmeliyiz. Tıpkı bir ışık demeti gibi "ikisinden birini" seçmek yerine "ikisini de" seçmeliyiz. Üstelik bu da bir seçimdir ama çok daha anlamlı ve çok daha yüce... Nietzsche'nin yalnızlığını anlatırken ağladığı gibi ağlamalıyız. O gözyaşlarının aslında yalnızlığımızdan kurtuluşumuzun damlaları olduğunu anlamalıyız. Yalnızlığımızı anlatmalıyız... Ağlamalıyız...

17 Ekim 2009 Cumartesi

Süper-pozisyon ilkesini ilke edinmek!

Süper-pozisyon ilkesi" sizce nedir?


A) Hani 98'lerin Galatasaray'ında; Hagi'nin, Arif'in Hakan Şükür'e "Al da at!" derecesine hazırladıkları, kaçırılmayacak (ki Hakan adeta bu tip pozisyonları kaçırmayı ilke edinmiştir...) kadar net olan gol pozisyonları

B) Seksi seks yapan, o vazgeçemediğim süper pozisyon

C) Lineer Cebir´de ve Mekanik´te, bir lineer sistemin lineer çözüm kombinasyonları aynı lineer sistemin çözümüdür şeklinde ifade edilen ilke

D) Hepsi

Doğru cevap: D

Belki aranızdaki inekler kızacaktır bana. "Nasıl 'D' şıkkı yea! Doğru cevap 'C' aga!" diye söyleneceklerdir. Olabilir. Hatta haklıdırlar da... Hatta ve hatta "Abi cevap 'A' yea!" ya da "Neden 'B' değil ki! Bal gibi 'B' işte!" diyenler bile haklıdır bana kalırsa ki zaten bu yüzden doğru cevap 'D' şıkkıdır.

Aslında yaklaşımım "Lineer Cebir´de ve Mekanik´te, bir lineer sistemin lineer çözüm kombinasyonları aynı lineer sistemin çözümüdür şeklinde ifade edilen ilke" ibaresine dayanmaktadır. Fakat hayattaki çözüm kombinasyonları bir lineer denklem sisteminin çözüm kombinasyonları sayısından çok daha fazladır.

Bir insan bir gün etrafındakilere gülücükler saçarken, başka bir gün huysuz bir ihtiyarın ruh haline bile bürünebilmektedir. Ya da bir gün anlayışlı bir arkadaşken, başka bir gün "Bu bardağı taşıran son damla oldu!" diyen bir insana dönüşebiliyoruz. Sizce bunlar şaşkınlık verici durumlar mı? Yani hayatta tutarlı olmak için sürekli aynı şeyi yapan ve sürekli aynı şekilde davranan bir insan mı olmalıyız sizce? Hadi dediğiniz gibi oldu diyelim; peki o zaman hayat biraz sıkıcı olmaz mı?

Kuantum mekaniğinde parçacıklar; hangi durumlarda, hangi olasılıklarla bulunabileceğini gösteren bir fonksiyon ile temsil edilir. Bu fonksiyona ise dalga fonksiyonu denir. Parçacığın durumunu tespit etmek için ölçüm yapıldığında, parçacığın dalga fonksiyonundaki durumlardan biri ölçülmüş olur. Yani dalga fonksiyonu, ölçülebilecek durumların toplamıdır (süper pozisyon ilkesi). İşin garibi parçacık üzerinde ölçüm yapıldıktan sonra dalga fonksiyonu, ölçülmüş olan duruma çöker ve o andan itibaren aynı parçacık üzerinde ne kadar ölçüm alınırsa alınsın ilk ölçülen durumdan başka bir durum ölçülemez.

İnsanların da bu sonsuz büyüklükteki evrenin içindeki sonsuz küçüklükte olan parçacıklar olduğunu düşünürsek; pekala bizler de dalga fonksiyonlarıyla ifade edilebiliriz:

İnsan = Şu şu olasılıkla mutlu + şu şu olasılıkla depresif+ şu şu olasılıkla alıngan+ şu şu olasılıkla ümitli+ şu şu olasılıkla heyecanlı+ şu şu olasılıkla cesur+ şu şu olasılıkla sadık+ şu şu olasılıkla içten-pazarlıklı... gibi!

Her insanın sayılabilecek durumlarda olma olasılıkları farklılık göstereceğinden de bazı insanlar daha mutlu görünürken, bazıları daha çalışkan, bazılarıysa daha sakar görünür. Ancak her insanın bir dalga fonksiyonu gibi birçok durumun toplamından (süper pozisyon ilkesi) oluştuğunu kabullenirsek; çok mutlu görünen bir arkadaşımızın da üzgün olabileceğini, güvenilmez bir adamın aslında doğru yaklaşıldığında gayet sadık bir profil çizebileceğini, cesur bir kahramanın da korkudan altına kaçırabileceğini gözden kaçırmamış oluruz. Kısacası süper pozisyon ilkesini ilke edinirsek; insanları algılamak kolaylaşır, bizleri sarmalamış ön yargı duvarlarını deler geçeriz. Tıpkı yazının başında sorulan soruya verilen cevapların hepsinin doğru olduğunu kabul etmem gibi...