İnsan manyak bir hayvandır. İşte "Yaş-Yapacak Belirsizlik İlkesi" de bu bağlamda anlam kazanır.
İnsan bir şeyler yaptıkça yaşlanır, yaşlandıkça da başka bir şeyler yapar. Ancak insan tüm bu sıkı ve sıkıntılı örüntüye rağmen asla yapacaklarını tam zamanında yapamaz. Daima yapması gerekenleri yapmakta geç kalır. Bu manyak hayvan: "Geç kalmak; pişmanlıktır" der ama işin garibi bu tarifi yapmak için de çok geç kalınmıştır.
Ebeveynleri düşünelim. Çocuklarını güzel okullarda başarılı görmek isterler. Çocuk içinse çocukluğunu geçirecek okuldan çok daha güzel yerler ve oralarda kazanılabilecek çok daha "kral" başarılar vardır. Çocuk oyun ister, oynamak ister. Çocuk; kum arazilerde bilye "ütmeyi", online bir oyunda "skil kasmayı", beton bir sahada "gol kralı" olmayı, plastik fincanlar ve tabaklarla bebeklerine "çay partileri" vermeyi diler. Fakat ne acıdır ki tüm bu dilekler kendilerini çocuklarının sahipleri-sahibeleri gören ebeveynlerin planları altında ezilir, sıkışır.
Çocuklar okur-yazar. Çoğu sonrasında pek az okur ve pek az yazsa da bir kısım çocuk diğerlerine nazaran biraz daha fazla okur biraz daha fazla yazar gibi yapar. Ne fark eder, her bir çocuk ebeveynlerinin "Biz okuyamadık sen oku, biz piyano çalamadık sen çal, biz spor yapamadık sen yap, biz sanattan anlamadık sen anla, biz koleje gidemedik sen git..." ya da "Biz okuduk sen de oku, biz piyano çaldık sen de çal, biz spor yaptık sen de yap, biz sanattan anladık sen de anla, biz koleje gittik sen de git..." diretmeleri altında onların yapamadıklarını ya da yaptıklarını yapmaya kurulurlar. Bu sırada saatler pek tabi işler ve bu çocuklar da ergenliğe erip gençliği "fon-dip" eder.
Tüm bu aşamaya kadar garip olan tüm ebeveynler çocuklarına genelin yapmadığı, yapmayacağı şeyleri yaptırtmaya çalışmışlardır. Basit: herkes çok kitap okumaz, herkes bilimle ilgilenmez, herkes matematikle uğraşmaz, herkes piyano çalamaz, herkes başarılı bir sporcu olamaz, herkes sanattan anlayamaz, herkes kolejlerde okuyamaz, herkes başarılı atfedilen üniversitelere giremez... Ama her ebeveyn çocuklarını bu eylemlerden en az iki-üç tanesini yaparken görmek ister. Sadece yapmaları da yetmez başarmalarını da çılgınca arzularlar.
Tüm bu debdebenin ardından kimi çocuklar ailelerinin dileklerini lambalardan çıkan cinler gibi yerine getirmeye çalışmış; kimisi yerine getirmiş kimisi de yerine getirememiş olur. Fark etmez... Herkes yaşlanmıştır. Fark edilmesi gerekense ebeveynlerin deyimiyle: "Sen ne kadar kadar büyüdüm desen de daima benim çocuğumsun..." yaklaşımıdır. İlk bakışta ne sıcak ne de güvenilir bir söylemdir bu. Bu söylemin alt metninde yatan keskin gerçekse şudur: "Sen ne kadar büyüdüm desen de daima benim istediğimi yapmak zorundasın..." Bu keskin gerçek aslında o kadar da gizli değildir. Eylemler düşüncelerin bedenleridir.
Herkesin yapamadığını yapmaya zorlanan çocuklar yetişkinlere dönmüş; ancak ebeveynlerin onlardan diledikleri ebeveynlere yetmemiştir. Bunun yanında dileklerinin senaryoları değişmiştir. Ebeveynler artık herkesin yapamayacağı şeyleri çocuklarından istemez olur. Ebeveynler artık herkesin yaptığı şeyleri çocuklarından istemeye başlar: "Askere git, evlen, çocuk yap, sanatla sporla falan uğraşma gayri büyüdün sen, bir iş tut, balta ol, baktın olmadı bari baltaya sap ol..."
Neden?
Ebeveynler çocukları çocukken onlardan herkesin yapamadığı ya da yapamayacağı şeyleri yapmalarını isterken, neden çocukları yetişkin olduğunda onlardan herkesin yaptığı ya da yapabildiği şeyleri yapmalarını isterler?
İşte sizlere Yaş-Yapacak Belirsizlik İlkesi...
Bu ilke ise sorunun aynı zamanda yanıtı olacaktır. Şöyle ki: "Belli bir yaşa geldikçe yapacaklarımızdaki belirsizlik, belli başlı şeyleri yaptıkça da yaşımızdaki belirsizlik artar."
Bu ilkeyi açarsak:
Çocukları çocukken, ebeveynler kendilerinin yapamadıklarını yapacaklarına ya da kendilerinin yaptığı şeylerin daha iyisini yapabileceklerine inanırlar çocuklarının. İşte o zamanlar ebeveynlerin kendileri de birer çocuktur aslında. Sonraları ise yani çocukları yetişkin olduğunda, ebeveynler çocuklarından kendilerinin yaptıklarını aynen yapmalarını istemeye başlarlar; çünkü ebeveynler artık ölümlerinden gün aldıklarını fark etmişlerdir. Düşünsenize ölmeye yaklaşırken sizin yaptıklarınızdan çok daha başka şeyler yaparak sizden çok daha mutlu hisseden insanların etrafınızda dolaştığını... Bir de onların sizden çıkma insanlar olduğunu eklersek... Ne de büyük bir kabus. İşte bu kabusu görmek istemez ebeveynler, her biri hatırlar geç de olsa: "Geç kalmak, pişmanlıktır." ve çocuklarından son dilekleri kendileri gibi toplum düzenine boyun eğmiş böcekler gibi yaşamalarıdır artık. Ve ebeveynler de birer yetişkindir sonunda. Askerlikten soğutmamak için anlatılmayan hikayeler, olmak istedikleri insanları olmayı harcayıp karşılığında yaptıkları mutsuz evlilikler, para kazanmak için çalıştıkları patron götü yalamayı şart koşan şirketler... Kendileri bu düzenin üzerinde yaşayamamıştır ve artık yaşayamayacaklarının da farkındadırlar. Öyleyse neden başkaları en azından öyle yaşamaya çalışsın ki? Ya başarırlarsa...
Unutmamalıyız ki ebeveynler de insandır ve insan gerçekten de manyak bir hayvandır.